Parazit Filmini İkinci Kez İzlerken Farklı Bir Şeyler Gördüm
Hoşgeldiniz!
Benim Parazit filmi ile tanışmam bir iki yıl önceydi ve o zamandan beri kalbime dokundu. Aslında, film posterini ilk gördüğümde, başka bir anime ve Japon filmine benzemesinden dolayı ondan kaçınmaya çalışıyordum. Ama bir türlü izlemedim. Her defasında filmi izlemek istedim, ama vazgeçtim. Sonunda filmi izledim ve pişman oldum ki daha önce izlemedim. Sonra filmi birkaç kez daha izledim. Parazit filmine birçok ödül verildiğini duyunca şaşırma nedenim yok.
Filmin 2019 yılında vizyona girdiğini öğrendim. Şimdi filmi internette rahatça bulabiliyorsunuz, hem de iyi bir dublaj ile. Belki de bazı insanlar orijinal dilinde filmi izlemek ve rusça alt yapımı ile izlemek daha iyidir, ama bunu da bulabilirsiniz.
Ben Kore dizileri ve filmlerinin hayranı değilim, öyle nedenle karakter adlarını hatırlamak zor geliyor. Bu yüzden ben her karaktere bir tür parazit ismi verdirdim. Niye bu isimleri verdiklerini bilmiyorum, ama bana bir fikir geldi. Kinogolik Bereket'in bu özelliği bana çok beğendi, çünkü karakter isimlerini kullanması bana çok etkileyici geldi.
Film, neredeyse iki saat sürüyor ve bu süre geçiyor, sanki zaman akıp gitmiyor. Benim dikkatimi film hemen yakaladı ve sanki hiç fark etmeden geçiyor. Başlangıçta sıradan bir günlük hikaye gibi görünüyor, ama sonra beklenmedik bir yöne gidiyor.
Benim hikayem de böyle başladı. Bir gün, arkadaşımın tavsiyesi üzerine bu ailenin evine gittim. Çocuğuna İngilizce dersi vermeye başladım. İşim kolaydı, haftada iki-üç ders bile vermiyordum, anne babalar da çok cömertti. İşte tam da bu noktada, bana bir fikir geldi. Kuzenlerimden biri, Ostriç, çok iyi bir ressam. Benim fikrim, küçük oğlanın resim dersi vermeye başlamasına yardımcı olacaktı. Yine değişen şey, anne babanın cömertliği değildi. O, hep cömertti. Değişen şey, kuzenlerimin yollarıydı. Onlar, anne babanın cömertliğini kullanarak, kurnazca planlar yaptı. Hatta, anne babanın cömertliği, onların bu yollarını kolaylaştırdı...
Özgün özet: Kim ailesinin günlük yaşamı hiç de kolay değil. Bir kira evinde yaşıyorlar, interneti de komşularından kiralıyorlar. Bir zamanlar Kimsen'in arkadaşı, staj için yurt dışına gitmeye hazırlanıyordu ve ona bir fırsatını sunuyor: Kimsen'in stajyer olduğu bir zengin ailenin kızı için özel ders vermeye başlıyor. İşte bu noktada planını değiştirmeye karar veriyor.
Benim için iyi bir şey buydu: Özet okumadan filmi izlemeye başladım. Böylece beklentilerim daha düşük oldu. Ama nasıl olmasın? Film çok fazla övülüyordu ve ben de merak etmiştim. Filmde mutlaka bir şey olması gerekiyordu ki diğer filmlerden onu ayırıyor. En azından bu yılki diğer filmlerden daha iyisi olması gerekirdi.
Benim için çok ilginç olan, hikayenin gelişimini izlemekti. Özellikle ilk yarıda, olaylar çok hızlı gelişiyordu. Bir noktada, film biraz daha yavaş gitseydi daha iyi olurdu. Ancak karakterlerin gelişimini izlemek çok keyifliydi. Hikayedeki karakterler, başlangıçta kendilerine dair bir izlenim bırakıyor ve bu nedenle, karakterlerin kaderini izlemek çok daha önemli hale geliyor.
Herhalde öğrencilik yıllarımda en sevdiğim hocamın bir sözü hâlâ aklımda. 'İki karşıt arasında hiçbir zaman net bir çizgi yok' gibi bir şeydi. Eğer bu fikri filmle bağlantılı olarak düşünürsek, final bana tam olarak izleyici kitlesinin muhtemelen istediği gibi görünüyor.
'Çehov'un tabancaları' gibi detaylar da vardı. İlk başta önemsiz göründüler ama bence bu filmi tekrar izlerken, finala yaklaştıkça bu küçük ayrıntılar daha iyi anlamaya başlıyorsunuz.
Film izlerken Güney Kore'nin sosyo-ekonomik durumu hakkında daha çok şey öğrenmiş olabilirdim. O ülkede sınıf eşitsizlikleri, yükseköğrenimlere erişimin zorluğu ve düşük nitelikli işgücü sıkıntısı gibi ciddi sorunlar var.
Bir iki sahne izledikten sonra, duygularım karıştı. Sahnelere çok sürprizli buldum, biraz da ağırlaştı. Aynı zamanda belli yerlerde aşırı abartıldı, sanki komedi amaçlı.
Karakterler bana göre en azından birşeyler içeriyor. Burada net zayıflar veya net kahramanların yok. Sadece baştan sona doğru ev sahibi hanımefendi beni etkiledi, naifliği, iyilişi, cömertliğiyle.
Oyuncuların işi güzel, her biri yerinde.
Çet - yoksul ailenin babası, önce otobüs şoförüydü. Neden bilmem ama bana Grug'undan hatırlatıyor, 'Süper Şakir' mutfakta. Aslında arasında çok fazla ortak yanı yok. Ama ben onun kahramanını benzersiz buluyorum, daha çok seviyorum. Kendince bir güzelliği var, zayıfsa da bazen beklenmedik yanlarını gösteriyor.
Ascarida - Cepnelin kızı. Bana göre en zayıf karakterlerden biri. Onu hatırlatan sahnelere çok az rastlıyorsunuz ve o ne derse derse ilginç bir ifadeye dönüşmeyen. Fakat karakterin hikayeye katkısı var.
Ostriç - bir yoksul ailenin kızı. Zengin bir ailenin çocuklarına resim öğretiyor. Çocuklar çok hiperaktiviteye sahip ve anneleri, çocukları daha çok görebildiklerini ve evin içinde hayaletler bulunduğunu söylüyorlar. Ostriç'in dili çok iyi, neredeyse profesyonellik derecesinde. Fotoşop konusunda da çok iyi.
Nematoz - ilk olarak zengin ailenin evine gelen karakter. Nematoz, okulunu iyi bitirir fakat ailesi için üniversite parası bulamaz. Ancak okulda kazandığı bilgiler, iyi bir ingilizce repitörüne dönüştürüyor. O kadar iyi ki, zengin ailenin kızı, başka bir repitörle çalışmak istemiyor.
Bahçelievler - bir evli çiftin hikayesi. Erkek, işe giderken, kadın evde çocuklarla ilgileniyor. Her şey, ev hanımın omzunda. Öncelikle, zenginler ve fakirler konseptini beklemiştim. Ama film yarıda kaldığında, durum tam tersiydi. İşte tam da bu yüzden, zenginlerin hikayesine büyük sempati duyordum. Ama, önceki bölümlerde yazdığım gibi, durum bu kadar basit değildi.
SANATÇI İZLERİ bana, renkli ve aydınlık geldi. Filmin renk paletinde, koyu ve gri tonlar da çok yer alıyordu. Her bir ayrıntı, bir hikaye anlatıyordu. Ben de, bu detayları anlamaya çalıştım. Mesela, bir karakterin paltosu neden gri, neden değil? Bir yastık neden kumaşın üzerinde değil? Bir fincan neden o kadar uzakta? Her biri, bir hikaye anlatıyordu, ama ben, anlamaya çalışamadım.
Ben de filmi çok keyifli buldum: sıcaklık, evdeki rahatlık, evdeki huzur gibi...
SONUÇ: Harika bir film, farklı bir yapısı var. Eğer 'Parazitler' gibi daha nice film varsa, onları da izlemek istiyorum. Ama ben de ilk kez izlediğimde, hep aynı şeyi bekliyordum. Ama o günün etkisi neyse ki bana kaldı, filmi izlerken çok keyifli buldum. Bir de filmi ilk kez izlediğimde, bana pek bir şey olmadı. Ama filmi ikinci kez izlediğimde, farklı bir şeyler gördüm. Örnek olarak, bana çok güzel gelen şey, filmde karakterlerin çok farklı olduğu gibi...
Öyle ki, filmi ikinci kez izlediğimde, bana çok farklı bir şeyler gördüm. Örnek olarak, bana çok güzel gelen şey, filmde karakterlerin çok farklı olduğu gibi... Filmde, karakterlerin çok farklı olduğu ve birbirinden farklı bir şeyler olduğu için bana çok keyifli geldi. Ayrıca filmde, müzik çok güzel. Her sahneye göre müzik gerçekten çok güzel seçilmiş. Filmde, karakterlerin çok farklı olduğu ve birbirinden farklı bir şeyler olduğu için bana çok keyifli geldi. Ayrıca filmde, müzik çok güzel. Her sahneye göre müzik gerçekten çok güzel seçilmiş.