Moskova Altı: En Güzel İstasyonları ve Kötü Olduğu Bir İstasyon (İp Uyarıları, İlginç Yerler, Metro Koku ve Saat 7'de İşlemciler)
Moskova metroyu bir yıl önce pek sevmiyordum, ancak zamanla alıştım ve şimdi neredeyse her gün kullandığım bir araç gibi. Metroyu kullandığımız her an, sanki bir sanat galerisi içindeyiz gibi hissediyoruz. Her bir istasyonun kendi hikayesi var ve tarihi çok değerli.
En güzellerden biri, ilk olarak Komosomolskaya istasyonuna geliriz. 1935 yılında açılmıştı ve tarihçesi ilginç. Bu istasyon, Komosomolskaya Kolları olarak da bilinir.
Çatıda farklı, görkemli mozaik panolar var. Bunlar, Alexander Nevski'den Büyük Vatanseverlik Savaşı'nda zaferin resmine kadar, Rus tarihinden kesitler sunuyor. Altın süslemeler, kabartma, muhteşem lambalar... Hepsi, sanki taht odasına girdiğiniz gibi bir his veriyor.
Novoslobodskaya istasyonuna geliriz. 32 renkli cam vitraya sahiptir. İçten aydınlatıldıklarında, sanki masalın kapılarına girdiğiniz gibi bir his veriyor. Onlar, yumuşak ışığa sahip, büyüleyici bir atmosfer yaratıyor. Her vitray, renkli süslemeler ve geometrik desenler bulunan küçük bir sanat eseridir.
En kötü metro istasyonu, Vychino. İlk olarak 7 yaşındayken, adından Ždanovskaya olarak bahsediliyordu. Benim öğrencilik yıllarımda en çok bu istasyondan kullandım ve çok kötüydü. Öncelikle, sanki her zaman saat 7 gibi trafiğin olduğu zannediyordum. Ama gerçek trafik saatlerinde, bu kadar kalabalık ve kaos yoktu. İnsanlar perondaki yerleri doldurmuş, yeni gelenleri geçmek için bekletiyordu.
İkincisi, tamamen açık havada olduğu için, her mevsim yağmuru, karı, sıcak havayı hissediyordunuz. Üçüncü olarak, yanlış durakta kaldığın zaman, geri dönmeni imkansızdı. O zaman, dışarı çıkıp bilet alıyordun, sonra yokuş yukarı tırmanıyordun ve yeni gelen treni bekliyordun.
Depresyona davet eden bir diğer kategorideki metro istasyonları da var. Onlar Vychino'nun tüm kötü şöhretini taşırmasalar da, kendi tasarımı var ama tasarımıyla insanı melancholiye götürebilir, hatta kötü düşüncelere yol açabilir. Dostoyevskaya istasyonunu çok sık depresif olarak adlandırıyorlar. Çünkü mrač panoları var, Dostoievski'nin eserlerine ait. Sceneler 'Suç ve Ceza' veya 'İdiyot' gibi.
Benim için bu manzaralar da çok keyifli. Eğlenceli olan da, uzun süredir oturup bakmaya başladığında, yaşlı kıtlık tanrıçasının profiline baktığında, sanki bana da uğruyor gibi hissediyorsun. Sonraki ilginç detay ise, inanın, sağ tarafta inen insanların bir kara gölgeye dönüştüğü, sol tarafta ise aydınlanan bir ışıkta insanların durduğunu görmektir. Onlar insan boyunda ve gerçekten etkileyici bir atmosfer oluşturuyorlar. Hepsi sanki bir hikaye gibi. Kendinizi hikayenin parçası gibi hissediyorsunuz.
Fonvizinska istasyonuna geliriz. Aslında karanlıktır. Çok karanlıktır. Burası hep gece vaktidir. İkinci neden, istasyonun kendisi öyle bir tasarıma sahiptir ki, sanki başka bir boyuta açılan bir kapı gibi gelir bana. Üçüncü neden, kolonlara hologramlar yerleştirilmiştir. Hatta 28 tane varmış! Hepsi birbirinden farklı ve aynı olan hiçbiri yok. Bu hologramlarda Nedorsul'un kahramanları var.
Arbatskaya istasyonunda bir küçük büfe var. Oraya girebilirsiniz, nefes alabilir ve bu özel kokuları tadabilirsiniz. Bu küçük büfe, gerçekten nostaljik bir yer. İçeri girdiğinizde, sanki Sovyetler dönemindeki bir yer gibi hissediyorsunuz.
Moskova metro sistemi, sadece bir taşıma aracı değil, bir dünya: yeraltındaki saraylardan, karanlık ama büyüleyici istasyonlara, retro trenlerden kokulara ve büfelere kadar. Bos vagonlarda romantizmi seviyorum - bu, şehrin altını oynamış olduğu gibi görmek için nadir bir fırsattır.
Her bir istasyon, bir hikaye gibi. Kendinizi hikayenin parçası gibi hissediyorsunuz. Moskova metroyu kullandığımız her an, sanki bir sanat galerisi içindeyiz gibi hissediyoruz. Her bir istasyonun kendi hikayesi var ve tarihi çok değerli.
En güzellerden biri, ilk olarak Komosomolskaya istasyonuna geliriz. 1935 yılında açılmıştı ve tarihçesi ilginç. Bu istasyon, Komosomolskaya Kolları olarak da bilinir. Çatıda farklı, görkemli mozaik panolar var. Bunlar, Alexander Nevski'den Büyük Vatanseverlik Savaşı'nda zaferin resmine kadar, Rus tarihinden kesitler sunuyor.
Novoslobodskaya istasyonuna geliriz. 32 renkli cam vitraya sahiptir. İçten aydınlatıldıklarında, sanki masalın kapılarına girdiğiniz gibi bir his veriyor. Onlar, yumuşak ışığa sahip, büyüleyici bir atmosfer yaratıyor. Her vitray, renkli süslemeler ve geometrik desenler bulunan küçük bir sanat eseridir.
En kötü metro istasyonu, Vychino. İlk olarak 7 yaşındayken, adından Ždanovskaya olarak bahsediliyordu. Benim öğrencilik yıllarımda en çok bu istasyondan kullandım ve çok kötüydü. Öncelikle, sanki her zaman saat 7 gibi trafiğin olduğu zannediyordum. Ama gerçek trafik saatlerinde, bu kadar kalabalık ve kaos yoktu. İnsanlar perondaki yerleri doldurmuş, yeni gelenleri geçmek için bekletiyordu.
İkincisi, tamamen açık havada olduğu için, her mevsim yağmuru, karı, sıcak havayı hissediyordunuz. Üçüncü olarak, yanlış durakta kaldığın zaman, geri dönmeni imkansızdı. O zaman, dışarı çıkıp bilet alıyordun, sonra yokuş yukarı tırmanıyordun ve yeni gelen treni bekliyordun.
Depresyona davet eden bir diğer kategorideki metro istasyonları da var. Onlar Vychino'nun tüm kötü şöhretini taşırmasalar da, kendi tasarımı var ama tasarımıyla insanı melancholiye götürebilir, hatta kötü düşüncelere yol açabilir. Dostoyevskaya istasyonunu çok sık depresif olarak adlandırıyorlar. Çünkü mrač panoları var, Dostoievski'nin eserlerine ait. Sceneler 'Suç ve Ceza' veya 'İdiyot' gibi.
Benim için bu manzaralar da çok keyifli. Eğlenceli olan da, uzun süredir oturup bakmaya başladığında, yaşlı kıtlık tanrıçasının profiline baktığında, sanki bana da uğruyor gibi hissediyorsun. Sonraki ilginç detay ise, inanın, sağ tarafta inen insanların bir kara gölgeye dönüştüğü, sol tarafta ise aydınlanan bir ışıkta insanların durduğunu görmektir. Onlar insan boyunda ve gerçekten etkileyici bir atmosfer oluşturuyorlar. Hepsi sanki bir hikaye gibi. Kendinizi hikayenin parçası gibi hissediyorsunuz.
Fonvizinska istasyonuna geliriz. Aslında karanlıktır. Çok karanlıktır. Burası hep gece vaktidir. İkinci neden, istasyonun kendisi öyle bir tasarıma sahiptir ki, sanki başka bir boyuta açılan bir kapı gibi gelir bana. Üçüncü neden, kolonlara hologramlar yerleştirilmiştir. Hatta 28 tane varmış! Hepsi birbirinden farklı ve aynı olan hiçbiri yok. Bu hologramlarda Nedorsul'un kahramanları var.
Arbatskaya istasyonunda bir küçük büfe var. Oraya girebilirsiniz, nefes alabilir ve bu özel kokuları tadabilirsiniz. Bu küçük büfe, gerçekten nostaljik bir yer. İçeri girdiğinizde, sanki Sovyetler dönemindeki bir yer gibi hissediyorsunuz.
Moskova metro sistemi, sadece bir taşıma aracı değil, bir dünya: yeraltındaki saraylardan, karanlık ama büyüleyici istasyonlara, retro trenlerden kokulara ve büfelere kadar. Bos vagonlarda romantizmi seviyorum - bu, şehrin altını oynamış olduğu gibi görmek için nadir bir fırsattır.