‘Bu haksızlık! Bu hayat!’ Kafası hastalıklı bir teyze, sinir krizi yaşayan anne? Çocukları ve kibirli çocukları nasıl yetiştirelim? Benim düşüncem, ekran görüntüleri.
check_circleArtılar
- Senaryo gerçekten sürükleyici, hayal gücünü harekete geçiriyor.
- Set tasarımları çok detaylı, renkli peyzajlar göz alıcı.
- Emma Thompson doğal ve samimi bir performans sergiliyor.
- Karakterler arasında sıcak aile bağları hissediliyor.
- Komik anlar ve duygusal sahneler dengeli bir şekilde dağıtılmış.
- Bölümler kısa, bu yüzden rahatça izleyebiliyorsunuz.
cancelEksiler
- Bölüm geçişlerinde tempo biraz düşüyor.
- Yan karakterlerin gelişimi yeterince işlenmemiş.
- Diyaloglarda zaman zaman yapay ve tekrarlayan ifadeler var.
- Hikâyenin bazı kurgusal detayları tutarsız.
- Müzik seçimleri bazen sahnenin duygusuyla uyuşmuyor.
- İkinci sezon beklentileri tam olarak karşılamıyor.


























Editör Özeti
Korkunç Dadı 2'yi izlerken bir yandan gülümseyip bir yandan da kafamda sorular döndü. İlk bölümdeki sıcak ortam ve Emma Thompson'ın samimi oyunculuğu beni hemen ekrana bağladı. İkinci bölümde karakterlerin geçmişine dair ipuçları bulmak, hikâyeyi daha da ilginç kıldı. Renkli set tasarımları ve aile temalı anlatımı sayesinde dizi rahatlatıcı bir seyir deneyimi sunuyor. Ancak zaman zaman tempo düşüyor, bazı diyaloglar yapay hissediliyor. Özellikle kısa bölümler sayesinde ara vermeden izleyebiliyorsunuz, bu da akıcı bir izleme keyfi sağlıyor. Yan karakterlerin gelişimi eksik kalıyor, bu da hikâyenin bütünlüğünü biraz zedeliyor.
Teknik Özellikler
Herkese iyi günler!
Ben korkunç dadı 2'yi izlemeye karar verdim. İlk bölümü bitirdim, ikinci bölümde neler olacağını merak ettim. Film hoşuma gitti; dadıya alıştım ve onun her sorunu çözüp çocuklarla başa çıkması beni mutlu etti.
İlk izlediğimde kafamda bir sürü soru dolaşmaya başladı ama aynı zamanda bir rahatlama da hissettim. Bu dizi, bir yandan eğlenceli, bir yandan da düşündürücü bir yapıya sahip.
Benim görüşüm:
İlk bölümü izlerken aklıma bir sürü soru takıldı. Sorular senaryoya ya da oyunculuğa dair değildi, sadece merakımdan çıkıyordu. İkinci bölüm bu sorulara yanıt verdi. Hatırlarsanız, ilk filmde yedi çocuğu olan bir baba vardı. Filmde annesinin özlemi birkaç kez dile getiriliyordu ve ben merak ettim; yedi çocuğu doğuran bu anne nasıl görünüyor?
Bu sorular beni bir anda ekrana kilitledi; karakterlerin arka planını keşfetmek gerçekten keyifliydi. Özellikle anne figürünün nasıl tasarlandığı, dizinin duygusal tonunu belirleyen bir detaydı.
Karşımıza çıkan hali buydu. Açık söylemek gerekirse, bu oyuncu beni çok etkilemedi; görünüşü benim zevkime uymadı. Yine de oyunculuğu gayet iyiydi. Biraz daha bakım görse, izlemek daha keyifli olurdu.
Oyuncunun performansı teknik açıdan iyiydi, ama kişisel zevklerimle tam örtüşmedi. Belki de karakterin kostüm ve makyajı biraz daha dikkat çekseydi, izleyici olarak daha bağ kurabilirdim.
İlk filmde Bay Brown, neredeyse ölen eşine bir selam gönderiyormuş gibi oturup, hayatı boyunca oturduğu koltuğun karşısına geçip şöyle konuşuyordu: “Sevgilim, çocuklarımızla başa çıkamıyorum, ne yapmalıyım?” O anda aklıma annesinin nasıl göründüğü ve yedi çocuğu nasıl yöneteceği sorusu geldi.
Bu sahne, karakterin içsel çatışmasını güzel bir şekilde ortaya koymuştu. Özellikle duygusal bir çıkış anıydı ve izleyiciyi düşündürttü.
Durum pek iyi değildi. Üç çocukla bile başa çıkamıyordu, yedili hakkında ise susmak zor. Çocuklar sürekli kavga ediyor, yaramazlık yapıyor, o ise onları yönlendiremiyor. Bu yüzden tepkimi bırakıp teyze Adelaide Stitch'in yeğenine söylediği sözle aynı fikirde kaldım: “Neden sürekli çocuk doğurup yedili bile doğurdu?” Gerçekten, yedi çocuğu yetiştirecek gücün yoksa doğurmak mantıksız.
Bu noktada, aile planlamasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırladım. Karakterin içsel çelişkileri, izleyicinin de benzer sorular sormasına yol açtı.
Aunt Adelaide bir kez daha karşımda oldu, ama bu sefer kafasıyla ilgili bir sorun yaşıyormuş gibi görünüyordu. Sanki demans ya da benzeri bir hafıza problemi vardı. Sürekli bir şeyleri unutuyor, nerede ne koyduğunu hatırlamıyor, hatta bazen nerede olduğunu bile karıştırıyordu. Demans tedavi edilemez bir hastalık, bu yüzden başka bir beyin sorunu da olabilir. Yine de sürekli unutkan, karıştırıcı ya da seni hatırlamayan biriyle uğraşmak hiç hoş değil. Bu tip insanlarla nasıl başa çıkılır, ben de pek bilmiyorum; çocuklarla uğraşmak bile zor.
Bu sahneler, hafıza kaybının aile içindeki dinamikleri nasıl sarstığını çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Karakterin yaşadığı belirsizlik, izleyicinin empatisini zorlayarak daha derin bir düşünceye itiyor.
Şu çocuğa bakın… yüzünü hatırlayın… Büyüdüğünde kesinlikle tombul bir memur olacak. Davranışları bebekliğinden beri bir memur gibi şekillenmiş. Herkese kaba davranıyor, kavga ediyor, herkesi küçümseyerek bakıyor. Bu tip çocuklar nasıl ortaya çıkıyor? Sorumlu olan sadece ebeveynler ya da aynı tavırları sergileyen yetişkinler.
Çocuğun bu tavırları, çevresindeki yetişkinlerin tutumlarından çok etkilenmiş gibi duruyor. Bunu izlerken, toplumsal bir yansıma olduğunu hissetmek kaçınılmaz.
Bu bakıcı gerçekten harika bir teyze. Çocukları eğitirken gösterdiği her iyi davranışla daha da güzelleşiyor. Çok nazik ve terbiyeli bir bakıcı. Böyle daha çok bakıcıya ihtiyacımız var. Bence dünyadaki çocukların %70'i bu tür bakıcıların yanında yetişmeli. O, gerçek anlamda iyi terbiyeyi ve güzel görgüyü öğretebilir.
Bakıcı karakterinin sıcak yaklaşımı, dizinin en can alıcı noktalarından biriydi. Onun sayesinde sahneler daha samimi ve izlenebilir hâle geldi.
Bu filmi izlemeyi kesinlikle tavsiye ederim. Gerçek bir masal gibi, çok nazik ve büyülü bir sonu var. Böyle ilgi çekici hikayeler izlemek gerçekten keyifli.
Son bir not olarak, dizinin hem görsel hem de duygusal yönleri beni oldukça etkiledi. Tekrar izlemek isterim.



