Benim bilince giren ilk karşılaştığım konulardan biri, Stepanova'nın İnsanlar isimli eseriydi. Bu eserle ilgili olarak ortaya koyulan farklı görüşler beni gerçekten etkiledi. Stepanova'nın daha önceki eserlerini bilmiyorum, bu yüzden eserlerindeki tekrar eden motifleri değerlendiremiyorum. Ancak eserinde listelenen Stepanova'nın diğer eserlerini incelediğimde, erkek karakterlerin merkez alınmasını gördüm ve bu da benim için oldukça ilginçti.
İnsanlar isimli eserin ana karakteri, Lazar isimli bir erkek karakterdir. Ancak kitap, üç farklı kısımdan oluşmaktadır ve her kısımda farklı bir kadın karaktere odaklanmaktadır. Bu kadın karakterlerin bir kısmı, Lazar'ın hayatını etkileyen ve onu seven kadınlardır.
Lazar Lindt, bir genius ve kontrovers karakter olarak tasvir edilir. Onunla karşılaştırdığım biri, Oppenheimer'dir. Her ikisi de, insanlığın faydasına değil, askeri amaçlar için kendi yeteneklerini harcamaktadırlar.
Lazar bir Yahudi olarak, belirli bir tarih diliminde yaşadı ve bu dönemlerde de, Yahudi olarak, yaşamını sürdürmeyi başardı. Genç bir çocuktan, doğru zamanda doğru yere gelerek, hayatı boyunca kendi potansiyelini gerçekleştirdi.
Özellikle, Lindt gibi biri, gerçekten kötü bir insan değildi. Kendisini eve yürürken ve yemek yediği sırada, bir şeyler anlatıyordu, tabi ki o sırada, ne yediklerini de anlattı. Onların mutfakları, mükemmel ve bol, ama savaş sırasında, bu gibi şeylerin önemli olduğu bir döneme geliyoruz. Onların gibi, en iyilerini destekleyenler vardı ve bu da, en iyilerini beslemeye izin veriyordu.
Kitapta, Lazar'ın karakteri, gerçekten de genius bir karakter olarak tasvir edilir. Ancak, bu karakter, aynı zamanda, insanları anlamak, doğru anları bilmek ve aslında, bir autist gibi görünmüyor. Bu karakterin, gerçekten de, genius bir insan olduğunu hissettim.
Benim için kitabın en sevilen kısmı, ilk aşkı olan öğretmen ve koruyucusu Marusa'nın hikayesi. Yaş farkı ne olursa olsun, ben de bu aşkı hayatımın boyunca taşıyorum.
Sevdiğim bir şey var - kitabın bu bölümü gerçekten çok temiz ve aydınlık görünüyor. Marusa'nın ne kadar güzel bir insan olduğundan bahsediyor ve nasıl da iyi insanları yetiştirmeye yardımcı olabilir ki. Bu bölümü bitirdikten sonra, sanki ben de Linnt gibi bir insanım gibi hissediyorum. Marusa'nın gittiğinde, Linnt'in yüzündeki ifadeyi gördüğümde, gözlerim birden suya gelen birini görmüş gibi oldu. Bu, benim için gerçekten zor bir an oldu.
Ama ikinci bölüm (çünkü bu, kitabın bölümlerinin resmi adlandırma değil, daha çok içeriğine göre bir sınıflandırma) daha karmaşık ve zor. Anlamadıklarım var, bazen ne yazdığını bile anlamadım:
Onlarca yıl önce, Galiya Petrovna'nın annesi, Linnt'ın annesi olduğu zaman, Linnt'ın babası, Linnt'ın annesinin babası gibi, Galiya Petrovna'nın annesinin babası da bir şekilde Linnt'ın babasıydı. Linnt'ın annesi ve babası, Linnt'ın çocukları gibi Galiya Petrovna'nın annesinin babasının annesi ve babası Linnt'ın çocukları gibi bir şekilde Linnt'ın annesinin babasıydı. Galiya Petrovna, Linnt'ın annesi, Linnt'ın babası, Linnt'ın çocukları gibi Linnt'ın annesinin babasının annesi ve babası da Linnt'ın çocukları gibi bir şekilde Linnt'ın annesinin babasıydı.
Bu bölümde Linnt'ın ikinci aşkı Galiya Petrovna'ya tanıtılıyor. Linnt'ın iyi yanlarından bahseden bir bölüm gibi görünüyor, ama sonra birdenbire kötü yanları da ortaya çıkıyor.
İncelememin bu bölümünde, başkahramanın algısında bir sıçrama yaşadım. Zira önce, Marusa Lindt'in iyi yönlerini gündeme getirecek bir karaktere, Galina Petrovna'ya ise kötülüğü temsil eden bir karaktere bakıyordum. Onu evinden kaçırıyor, tehdit ediyor ve akademisyenle birlikte yaşamaya zorluyorlardı. Lindt'in Galina'ya karşı sevgisini de sistemli olarak cinsel şiddete dönüştürüyordu. İlk başta bu ilişkiyi öyle bir açıdan görmemiştim, ancak daha sonra Galina Petrovna'nın cinsel şiddete maruz kalduğunu düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Okuyucuların da aynı düşüncede olup olmadığını merak ediyorum, yoksa bu ilişkiyi kim someone normal veya romantik bulabilir?
Galina Petrovna beni fazla etkilemedi, fakat ondan gerçekten sempati duyuyordum. Lindt'in evine taşındığında, sanki bir altın kovanın içine düşmüş gibi hissediyordu, ama bu altın kovanın içinde kalmak onu doğal olarak mutsuz ediyordu.
Yeniden genç ve sevgili aromasının yerine, bir nehrin karanlık, gürültülü ve pis kokusu gelmişti. Bu kokunun kaynağı Galina Petrovna'nın geceyarısı rüyasıydı. Bu kokunun ve b-nörotransmitteri bloke eden b-blokerler ve hissinin reseptörlerini geliştirmek için yapılan çalışmalardan James W. Black'ın Nobel Ödülü'nü almak için aday gösterileceği günü, insanlık sakinleşerek genetik vahşeti karşısında nehrelerin neden bize korku ve endişeyi yansıttığını anlamlamış olacak. Nehirler, bizim konsantre korkumuzun kokusudur.
Galina Petrovna'nın karakterini, Bulgarov'un sözleriyle özetleyebiliriz: önce çok ağladı, sonra ise zalimlik içerisinde oldu. Anlaşılabilecek bir motif ve yol izleniyordu, fakat bu zalimliğin beni ikna etmemişti. Benim için, Galina Petrovna'nın karakteri bana pek de beğendim, onun karakterinin gücenmesiz ve temiz olmadığını biliyordum, ancak bana göre karakter olarak ikna edici değildi.
Son bölümde, Lazoroff'ın torununu, Lidochka'yı görüyoruz. Onu hiç tanımadığı, babasını da hiç görmediği akademisyen Lazoroff'la tanıştırdılar. Karakteri bana oldukça ilginç ve kompleks göründü, aynı zamanda yetenekli, fakat Lazoroff'ın yetenek alanına benzemiyordu. Bir sonraki bölümde, bu karakterin gelişimini takip edeceğiz.
İlk olarak, 14 yaşındaki torunu Lázar Lindt, olağanüstü bir yeteneğe sahipti. Yaşça yetiştiğinden çok daha büyük, daha derin bir dünya görmeyi becerebiliyordu. Sadece rahipler, doktora, uzun süre görev yaptıktan sonra bu tür bir hayatın içine girebilirlerdi.
Bu bölümde daha düzenli bir anlatım var.
Ninél doğruldu, eteği düzeltti ve ısrarla suyunu çekecek tuşu çekti. Onu arkasında bırakarak, yaşadığı uzun, karanlık, aslında tamamen uğursuz bir hayattan tüm acısını ve günahını sulara çöktürdü.
Ama bazen yazarın tekrarlığı beni boğmaktaydı.
Luşu annesi, kalın, güney Sibirya'dan gelen ve rüzgarlı, çürük bir fabrika kenti olan bir kırtıkkız alıp eve götürdü. Burada insanların yaşamı, doğumundan ölümüne kadar, her zaman bir tek şeyle dolu olabilir: açlıktan ölmek.
Genç kız dansa sahip olacaktı ve bu da tüm balenin stereotiplerini harekete geçiriyordu.
Üçüncü bölümde torununun yaşamı anlatılacaktı ve önceki olaylar da çözüme ulaşacaktı. Puzzles da bir araya getirilecekti.
Galiya Petrovna da büyük bir rol oynayacaktı ve karakterini daha da derinleştirecekti.
Aslında, doğrudan, ya da öyle ki, diğerleri bu saçmalığı duymakta zorlanmasın.
Eğer ki, zaman- uzay kontinüumu da ihlal edilecekti. Bu, bana öyle geldi ki, yazarın bu tür bir şeyler yapmasıyla neredeyse bir sınır vardı. Eğer ki bu tür bir şey yapmazsa, bir kargaşa ortaya çıkmaya başlar.
Bununla birlikte, kitap okunabilir ve bu aile hikayesini okutmak mümkündür. Kitap bazı yerlerde çok ilginç, bazı yerlerde ise tartışmalı. Benim için daha iyi yerleri vardı, ama daha kötü yerler de vardı. Özellikle ilk bölüm beni çok etkiledi. Diğer bölümlerde Maruysa ait olaylar ortaya çıktığında neşelendim.
Bunu büyük Rus romanı olarak adlandırabilsem de, bu kitabı okumanızı öneririm ve şimdiki tiyatro uyarlamaları da izlenmeyi hak ediyor.
En son deneyim: Kargo ve paketleme Son 5 günde bu ürünü kullanıyorum ve kargosunda herhangi bir sorun yaşamadım. Paketleme de sağlam, hiç bir şey kırılmamış. Ürünün içinde gelen kullanım kılavuzu da detaylı ve anlaşılır. Bence bu ürünün fiyat/performans oranı çok iyi. Malzeme kalitesi ve kullanım kolaylığı da beni çok memnun etti. Hatta pil ömrü de beklediğimden uzun gidiyor. İade sürecinde müşteri hizmetleri de oldukça yardımcı oldular. Bende bu ürünü tavsiye ediyorum.