Everest'in En Korkunç Faciasını Yaşıyorum: 'Yükseklikte' Kitabı
Bu hikayeyi duyduğumda, 'Everest' filmini hatırladım. Öğrendiğim kadarıyla 'Everest' filmi, gerçek bir hikayeye dayanıyor. 1996 yılında Everest'a yapılan dramatik bir keşif, mayıs ayında gerçekleşti. Şimdiye kadar 29 yıl geçti, ama bu tür olaylar hala insanları derinlemesine etkiliyor.
Bu olayları ele alırken, kişisel deneyimlerime dayanarak, aynı zamanda bu trajediye dair bir kitap da yazılmış. Kitabı yazan John Krakauer, o yıl Outside dergisinin editörü olarak görev yaptı. Onun görevi, Everest'e ticari amaçlı tırmanışı yazmaktı. Ama son ürün, farklı bir hikaye oldu ve o yılın olaylarını tek bir makaleye sığdırmak zorundaydı. Bu nedenle, Krakauer kitabına karar verdi.
Kitap ne kadar iyi? İşte bu sorunun cevabı size kaldı. Kitabı duyduğumda, hemen sipariş ettim. Kitabı bitirdikten sonra, size deneyimimi paylaşıyorum.
Kitabı baskılı haliyle okudum. Kitap, 2025 yılında ЭКСМО tarafından yayınlandı, ama bu bir yeniden basım. Önceki basımda farklı bir kapağı vardı.
Kitabım, dünyanın en yüksek dağı olan Everest'in zirvesini görebiliyorum. Dünyanın en yüksek dağı olarak da bilinen bu zirve, insanların ilgisini çekmeye devam ediyor. Ancak, 1996 yılında yaşanan trajedi, insanların zirveye tırmanmak isteğini azaltmış gibi görünüyordu.
Trajedi, insanların zirveye tırmanmaya devam etmesine neden olmadı. Sadece birkaç gün sonra, bazı insanlar zirveye tırmanmaya devam etti.
Kitap, 'Truestory' serisinin bir parçasıdır.
Projeler, insanların ilgisini çeken kitaplar.
Daha çok insanı ilgilendiren bu kitap, beni gerçekten cesaretlendirerek, bana bazı önemli dersleri öğretti. Ancak, bazı üyeler hakkında konuşmak istiyorum, çünkü beni gerçekten etkilediler. Ama şimdi, kitabın kendisinden bahsetmek istiyorum.
Kitabın arka kapağında, kitabın ne hakkında olduğu hakkında kısa bir açıklama var. Eğer 'Everest' filmini izlediyseniz veya dağcıların tırmanışlarının hikayelerini merak ediyorsanız, kitabın içeriği hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz. Ben de kendimden daha fazlasını öğrenmek için kitabını aldım.
Kitap biraz büyük, yaklaşık 400 sayfa. Ancak son 20 sayfayı bulanık notlar, teşekkürler ve başka bir kitabın bir bölümü oluşturuyor. Kitap ciltli, sağlam bir kapağı var, sayfa araları beyaz, sayfalar kalın, metin boyutu ortada, bazı yerlerde kalın metinle vurgu var. Birkaç küçük hata fark ettim.
Kitap belgesel karakterde ve fotoğrafların eksikliği beni zorladı. Daha fazla fotoğraf içeren bir kitap daha güzel olacaktı. Her bölümün başında siyah-beyaz genel fotoğraflar var, özellikle de peyzaj fotoğrafları, ayrıntılar yok.
Kitap 16+ yaş için öneriliyor.
Kitap Hakkında
Kitabın içeriği hakkında konuşmak pek gerekli değil, ama yine de bazı bilgiler vermek istiyorum. Özellikle kitabın konusuyla ilgili kimsenin bir fikri yoksa bu bilgi faydalı olabilir.
Kitabın tanıtım metninden:
Everest'i tırmanmak güzel bir hayal. Ama bu hayal satılıyor.
19 amatör dağcı Nijer'e Everest'i tırmanmak için gider. Bu macera 65 000 dolara mal olur. Her müşterinin deneyimlenmiş bir lideri var, bir planı var. Ama küçük bir hata bile tehlikeli olabilir, ama amaç Everest'i tırmanmak her şeyi ağırlıyor.
Biraz önce de bahsettiğim gibi, bence bu kitap da bir başlangıç kitabı. Özellikle Everest'e tırmanışa hazırlananlar için çok güzel bir kaynak. Kitabı okuduktan sonra, ben de tırmanışa hazırlanıyorum, dedim. Ama bence bu kitap, sadece tırmanışa hazırlananlar için değil, aynı zamanda tırmanışın gerçek yüzünü görenler için de çok değerli.
Everest'e tırmanış, çok kolay bir şey değil. Çok uzun yıllar deneyim kazanmış bir dağcı bile, bir yanlış adım ile ölebilir. Bence bu kitap, bu gerçeği çok iyi anlatıyor. Özellikle son sayfalarına geldiğinizde, çok üşüyeceksiniz.
Kitap Hakkında İzlenimler
Kitabı ilk kez okuyunca, bana biraz uzun gelmişti. Yazarın hikayeye ulaşması uzun sürüyordu. Ama sonunda, Everest'e tırmanışa ve sonrasında neler olduğunu anlatmaya başladı. İlk bölümü okuyordum, ama ikinci bölümü bir gecede bitirdim. Kitabı okurken, Everest filmini izlediğim için, filmden bazı sahnelere benzeyen imgeler aklımda canlanıyordu. Fotoğraflar varsa, daha anlamlı olurdu. Ama sonunda, internete bakarak fotoğrafları gördüm. Kitabı okuyunca, bazı karakterleri filmdeki rollerinden ayıramıyordum. Ama bu, okumamı engellemedi. Kitabı ayrı olarak değerlendirebileceğim. Sadece, fotoğrafların eksikliğini not etmek istedim.
Kitabın fotoğraflar eksikliği, okumamı etkileyen bir şeydi. Ama sonra, internete bakarak fotoğrafları gördüm. Kitabı okuduktan sonra, Everest'teki trajediye dair daha fazla bilgiye ulaşmak istedim. Ve sonunda, internette bazı fotoğraflara ulaştım. Böylece, kitabın eksikliği telafi oldu.
Bu kitabın yazarı, o eşsiz deneyimi yaşamış ve hayatta kalabilmiş bir gazeteciydi. Kitapta sunduğu bakış açısı, nesnel olduğu ölçüde de olsa, yazarın kendi anılarına dayanmak zorunda kalması nedeniyle bazı sınırlamalara uğradı. Yazar, diğer üyelerin anılarına dayanarak bazı olayları anlattı, diğer katılımcıların sözlerine yer verdi ve hatta bazıları ile röportaj yaptı. Bu şekilde bazı boşlukları doldurdu. Bu tür bir tırmanış, bedeni ve ruhsal olarak da çok büyük bir stres demek. Sadece bedeni güçlü olan değil, aynı zamanda ruhsal olarak da güçlü olan kimseler bu deneyimden başarıyla çıkabiliyorlar.
Gazeteci olarak John'un görevi, olayı anlatabilmekti. Ama bir makale, söz sayısının sınırlılığı nedeniyle, detaylı bir anlatımı mümkün kılmıyordu. Ayrıca, gazetecilikte zamanın darlığı da vardı. İşte bu nedenle, John makalenin sınırlılıklarını kabul ederek, kitabını yazmaya karar verdi.
Kitabı çok beğendim. John, sadece o gün yaşanan trajediyi anlatmakla kalmadı; aynı zamanda, tırmanışın nasıl yapıldığını, aklimatizasyon süreci hakkında bilgi verdi, ekibin diğer üyelerine de yer verdi ve nasıl bir değişim geçirdiğini anlattı. Bu tür detaylar, kitabın zenginleşmesine neden oldu.
Benim için bu yüksekliğe tırmanma deneyimimi anlatabilecek en iyi şey, oksijen eksikliğinden kaynaklanan sorunlarla başa çıkmak. Nefes alma yeteneğimiz bu yükseklikte ciddi şekilde sınırlanır, bu nedenle kısa sürede zorlanmaya başlarız. Bu nedenle, organizatörlerle ve rehberlerle görüşmelerimizde, geri dönüşe hazır olmalıyız, çünkü geri dönmek sadece bizleri değil, aynı zamanda diğer katılımcıları da risk altına sokar.
Bu deneyimimde birçok hata yapıldığını gördüm ve bunları ele alan yazar, dağ tırmanmanın ne kadar zor bir aktivite olduğunu ve bu zorluğun sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel bir sınama olduğunu gösteriyor.
Bu kitap sayesinde, dağ hastalığından kaynaklanan symptomlar ve tırmanıcıların karşılaştığı sorunlar hakkında bilgi edindim. Tırmanmanın sadece zirveye ulaşmakla bitmediğini, aksine, zirveden inişte de karşılaşılabilecek sorunlar olduğunu ve doğru kaynaklar ve yöntemler kullanarak bunlarla başa çıkabilmemiz gerektiğini anladım.
Benim için John'un, soğukkanlılığını korumasını ve oksijen tüketimini hesaplamasını ve panik yapmamasını nasıl başardığını izlemek çok ilginçti.
Benim için John'un hikayesi özellikle ilginçti. Bir yandan da gazeteci değildi sadece, dağcılık deneyimi de vardı ve bu deneyim ona o gün hayatta kalmada büyük avantaj sağladı. Kitapta bunu çok net hissediyorsunuz. Bazı insanlar John'a kötü şeyler söylediler, hatta kitap çıktıktan sonra da devam ettiler. Ama ben John'un herkeze karşı çok dürüst davrandığını düşünüyorum. Hiçbirini eleştirmiyor, hakaret etmiyor, hatta Bükrayev'e de çok uygun şekilde yazıyor. Tabii ki Bükrayev'i övdüğü kadarıyla yazmıyor, ama aynı zamanda o gün neler yaşadığını da doğru dürüst anlatıyor.
Bana en çok Becca Wether'in hikayesi etkiledi. Öldü sanılan bu adam sanki ölmüş değildi. Bana bu hikaye çok etkileyici geldi. Bir süre düşünmek zorunda kaldım, çünkü bu adamın içinde ne vardı, ne onu bu kadar güçlü kıldı, ne de ona bu gücü verdi.
Ama maalesef, o sezon birçok kişi hayatını kaybetti. Kitabı okuyunca da kaç kişinin öldüğünü, nasıl öldüğünü anlıyorsunuz. Ancak bazı olayların açıklığı biraz eksik. Mesela Doug Hansen'in niye ayrılıp, Andy Harris'in nerede olduğu hâlâ bilinmiyor.
Birkaç gün önce okuduğum olaylar bana hatırlındı, özellikle de John'un anlatımındaki güvenilirlik eksiklikleri. Kötü oksijen tedariki yüzünden birçok insanın zihni bulanıklaşmış, olayları objektif olarak algılayamayarak bazen de gerçekçi olmayan şeyler görmüşler. Üstelik dehşetli hava koşulları vardı, fırtına, kar, 5 metre kadar ileride pek bir şey göremiyorduk. İşte o sırada John, baş ağrıları içinde, bir ateş yakmaya çalışıyordu. Daha sonra yazdığına göre, Джон, 300 metre kadar uzağındaki bir kişinin öldüğünü fark ettiğinde, hiçbir şey yapamadı.
Bu olay beni düşündürdü: Bir insan, baş ağrıları ve kasıklarının yanmasıyla birlikte, dehşetli bir öksürükle, nasıl da bir insanın yardıma ihtiyacı varsa, o kişinin nasıl da yardımına yetişebilirdi? O koşullarda ne yapabilirdi? Öldükten sonra ne fark ederdi? Ayrıca o insan, 300 metre kadar uzağındaki insanların orada olduğunu bile bilmiyordu.
Konunun moral yanı çok karmaşık. Bana göre yazar, olayları anlatırken, olayları abartmadan, objektif bir şekilde anlatmaya çalışmış.
Bu kitap okuduktan sonra, insanın doğal olarak 'Neden risk alalım?' diye soruyor. Ancak insanların doğası gereği risk almaya meyledip, büyük hedeflere ulaşmaya çalışmak, başka bir konudur. Ama bu konunun ne bedeli olduğu, başka bir şey.
SONUÇ
Bana göre John Krakauer'in 'Eşikten Üstü' kitabı çok beğendim. Kitabı okuyordum ve çok ilginç şeyler öğrendim. Özellikle de bazı dağ zirvelerine tırmanışlarda ne gibi zorluklarla karşılaşıldığına dair yeni bilgiler edindim. Yazarın çok iyi bir yazarlık yeteneği var, hem de bayağı bir cesaret var. Kitabı okumanızı tavsiye ederim, özellikle de gerçek-life hikayelere ilgi duyanlar veya dağcılıkla ilgili olanlar.