"Doktor Zhivago"'yu okurken biraz zorlandım, ama filmi izledikten sonra daha kolay okuduğumu hissettim. Kitapta Rusya'nın 1. Dünya Savaşı'ndan önce yaşanan olayların geniş bir panoraması var. Kitapta savaşın başlaması, ardından gelen iç savaş, savaşın sona ermesi ve ülkenin tamamının harabeye döndüğü bir dönem anlatılıyor.
İnsanları etkisi altına alan trajediler, savaşlar ve büyük değişimler... İşte tam bu sırada hikayem oluştu. "Hacimli Göç" gibi bir romanın da bu döneme ait olduğunu söyleyebiliriz. Fakat Pasternak gibi bir yazarın da bu döneme ait hissiyat ve ritmi yakalayamadığını düşünüyorum.
Pasternak'ın karakterleri, savaşın ve trajedinin içinde boğulmaktadır. Onlar da bu trajediye katılırlar, çünkü onlar da birer insanlardır. Ama aynı zamanda, onlar da bu trajediden çıkış yolu ararlar.
İdeolojik bölümdeki insanlar da bu romana karşıydı. Onlar da bunun tehlikeli bir romandan yana idi. Fakat ben literatür olarak, bu romana çok fazla bir şey katmadığına inanıyorum.
Süresi kısa, hikayesi rahatsız edici bir romandır. Karakterlerin iç dünyası da yeterince derinleştirilmedi. Fakat romanın mesajı, bir başka dönemin nasıl bir trajediye ve katliama yol açtığını anlatmaktadır.
Ne bekliyorduk, ne de bekledik. Hayat, savaşın ve trajedinin içinde boğuluyordu. Hatta, bu trajedi, bir önceki dönemin katliamını bile aştı. Doktorun, savaşın ve trajedinin içinde boğulduğunu okuyorsunuz. Onu, bir önceki dönemin katliamından kurtuluşun umudu olarak görebiliyorsunuz.
Ve bütün bu hikaye, bir başka mesajı da taşıyor: Düşünür insanlarda, düşünmemeye mecbur kalan bir sistem var. Bu sistem, insanları düşünmemeye, sadece yaşayıp gitmeye mecbur ediyor.
Pastermak, ilk olarak Sovyet yayın evlerine romanını teslim etti, ama komünist İtalya gibi bir yerden kopyalamaya çalışmalıydı. Ama Boris, anti-kültürel konuya acele etti, öyle ki romanı çarpıtmaya başladılar ve İtalya'da bu süre zarfında yayınladılar. Bu da "dışarıda", yani yasaklanmış anlamına gelirdi.
Peki, Pasternak, sadece sanatın elit sınıfında değil, aynı zamanda Sovyetler Birliği'nin en üst düzeydeki yazarlarından biriydi. Sadece 50'li yıllarda, ortalama bir işçi 60 ruble alıyorken, Pasternak'ın aylık çeviri ücreti binlerce ruble idi. Bu yüzden, yazarların sendikası, Politikleşen Nobel Ödülü'ne karşı çıkarken haklıydı.
Pasternak'ın "Hadi Gitme" romanına, Alexei Tolstoy'un "Hadi Gitme" romanı veya Maksim Gorky'nin "Yaşamı" romanı gibi, o zamanlar yaygın olan klişelere benzeyen, biraz ikinci sınıf bir Sovyet prozası gibi görünüyor. Dolayısıyla, Pasternak'ın savaş öncesindeki prozasına kıyasla, bu romanda, bir master yazarın, bir dönemin epik bir temsilcisi gibi görünmek için çabaladığı hissediliyor. Bir yazar, bir sanatçı, veya bir yaratıcı olarak, yaratıcılığında politikadan kaçınmak mümkün mü? Elbette ki hayır! Çünkü politikadan arınmış bir dünya yok; papazların vaazlarından, çocuk filmlerine kadar hep politikayla sarılmış. Ama yaratıcı olarak, çalışmak ve yaratmak için nasıl bir yol izlemeli, nasıl bir yaşam istiyorsunuz, nasıl bir insan olmak istiyorsunuz, nasıl bir dünya istiyorsunuz?
Bu sorulardan gerçek cevaplar verip, kendini ve toplumu dürüst bir şekilde tanımladıktan sonra, sadece politikadan kaçınmak değil, politikayı aşmak da mümkün! İşte bu nedenle, bir yaratıcı değerlidir.
Birçok yaratıcı insan, bu konuları anlamakta zorluk çekti ve bu nedenle politika, hükümet ve ideolojilerin kuyruğuna düşenler arasına karıştı. Pasternak gibi birçok insan, yaşadıkları otoritenin onların eserlerini kabul edeceğinden emin değildi. Onlar için bir seçim vardı - otoriteyi terk ederek başka yerlere gitmek ya da otoriteye sadık kalıp Turgut Özal gibi yazarlar gibi davranmak. Turgut Özal'ın "Hacının Yolu" ve Sholokhov'un "Tikhaya Don" gibi eserleri, yazarların temel sorularına doğru cevap verdiklerini gösterir.
Romanın kahramanı Doktor Zhivago, Pasternak'ın kendisi gibi bir insandır. Başkasının ayak izini takip edemezsin. Bu nedenle, romanı okuyarak yazarın kim olduğunu ve temel sorulara nasıl cevap verdiğini anlamak mümkün. Yaşam koşullarını aşabildi mi ya da onlar onu ezdi mi?
Yaşlı bir adamken romanı tekrar okuduğumda, bir başka önemli şey daha anladım. Bugünki neslin için düşünmek için bir neden. Zenginlik, lüks, garez, utanç, merhamet gibi kavramları bilmeden yaşayanlar var. Bunlar bir anda çökebilir ve karşılarına çıkanlar, Turgut Özal'ın karakterleri gibidir. Bunlar, yaşamın gerçek yüzünü bilen, yaşamın zorluklarını yaşayanlar.
Bence bu, bize bir ders özetlemektedir. Tarihte her şey tekrarlanır. Her şey döngüsel bir şekilde ilerler ve gelecekteki bir nesle, benzer bir tecrübe yaşatma ihtimali yüksektir.