Birkaç gün önce George Orwell'in '1984' kitabını okuyabildim. Kitabı okuduktan sonra düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitabın bana kattığı şeyler hakkında konuşmak istiyorum.
Kitabı okuduktan sonra, bana kattığı şeyler hakkında konuşmak istiyorum. Kitabın bana kattığı şeyler, benim düşüncelerimi değiştirdi.
Kitabın Öyküsünü Anlatmak İstiyorum
Kitap, 1984 yılında Oceanya'da geçen bir hikayedir. Hikayede, bir totaliter rejim hüküm sürüyor. Bütün güç Büyük Brother'a aittir. Onu her yeri görebilirsiniz. Her adımını izler.
Bu rejim altında yaşayan insanlar, yasalara uymak zorundalar. Düşünemezler, okuyamazlar, gerçeklere inanamazlar, duygularını gösteremezler. Seks, bir günah olarak görülmektedir. Evlilikler, sadece çocuk sahibi olmak için yapılır. Çocuk sahibi olamayan çiftler, zamanla boşanmak zorundadırlar. Bu yalnızca küçük bir liste. Büyük Brother'ın her şeyi kontrol ettiği bir dünyada, yaşamı üç ilkeye göre şekillendiriyorlar:
Savaş, barıştır.Özgürlük, köleliktir.Bilgi, güçlüktür.
Bu üç ilkeyi düşünün. Şüphe yok ki, mantıksız. Ancak bu ilkelere göre toplumun üzerinde bir kontrol kurmak, aslında oldukça pratik bir yoldur. Kitapta bu üç ilkeye göre nasıl bir kontrol kurulduğu, çok detaylı bir şekilde anlatılıyor.
Antiutopik Bir Hikaye
Kitabın bu kısmında da benzer bir karakter var. Adı Winston Smith. 39 yaşında. Kendisi de Ministrasyonun bir üyesi. Ama görevi farklı. Gerçekler hakkında uydurma bilgiler üretmek. Başka bir deyişle, geçmişi karartmak ve gerçekleri yalanlamak. Ama zamanla, ne olduğunu yavaş yavaş fark ediyor. İnsanların ne kadar güzel bir hayat yaşadığını, ne kadar iyi bir şeyler olduğunu, aslında ne kadar da güzel bir dünya olduğunu anlıyor. Ama buna karşı, büyük brother var. Her an sizi izliyor, her an sizi takip ediyor. Ama Winston, bir gün, çok büyük bir şey yapmayı planlıyor. Kitabımda, bu konuda size daha fazla bilgi vereceğim.
Bu kısma kadar, kitabın hikayesini anlattım. Şimdi, okuyuşumda kattığım bazı yorumlar hakkında size bilgi vereceğim.
Antiutopik hikayeler çok fazla var. Ben de zaten antiutopik hikayeler okuyorum. Hatta kitabımın türüne özgü bir hikaye daha var. O da Margaret Atwood'un 'Karı Koca ve İki Diğer Kadın' kitabı. Ama 1984 kitabında da benzer konular var. Bir insan ne kadar güzel bir hayat yaşasaydı, aslında ne kadar da güzel bir dünyada yaşıyorsaydım. Ama bunu anlatmak için, bir insan bir şeyler yapması gerekiyor. Ve bu da, insanları birleştirip, insanları bir araya getirmek.
Kitabın Ne Kadar İlginç?
Tabii ki. Kitabın en ilginç yanı, insanları bir araya getiren bir hikaye olması. Ama kitabın bu kısmında, aslında bir insan, bir insanın nasıl bir şey yapması gerektiğini anlatıyor. İnsanları bir araya getirmek, insanları birleştirmek, insanları birleşmek için, bir insan ne kadar da güzel bir şey yapabilir. Ve bu da, insanın nasıl bir şey yapması gerektiğini anlatıyor.
İlginç Bir Konuya Temas Ediyorsunuz
Özellikle de kitabın en ilginç yanı, insanları bir araya getiren bir hikaye olması. Ama kitabın bu kısmında, aslında bir insan, bir insanın nasıl bir şey yapması gerektiğini anlatıyor. İnsanları bir araya getirmek, insanları birleştirmek, insanları birleşmek için, bir insan ne kadar da güzel bir şey yapabilir. Ve bu da, insanın nasıl bir şey yapması gerektiğini anlatıyor.
Kitapta, Sex Nedir?
Kitapta sex ile ilgili bir konu var. Ama bunun ne olduğunu ben de anlamadım. Kitabın yazarı, George Orwell, sex ile ilgili bir konu anlatıyor. Ama bunun ne olduğunu ben de anlamadım. Ama kitabın yazarı, sex ile ilgili bir konu anlatıyor. Ve bu da, insanları bir araya getiren bir hikaye olması.
Biraz daha derinlemesine bakacak olursak, kitabın asıl konusu savaş değil. Kitapta savaşın varlığı, aslında insanların özgürlükten korktukları ve doğruyu bilmek istemedikleri bir gerçeği gizlemek için kullanılan bir araç.
Nasıl ki, kitabın yazarı Orwell, devletin gerçekte ne olduğuna ışık tutan hayli ilginç bir yöntem kullanmış, kitabın sonuna doğru da bir şok etkisi yaratan bir sonuçla okuyucuyu karşılamış.
Kitabın sonuna doğru, insanın umudunu yitirmesi, insanın umutsuzluğa kapılmamasına rağmen, insanların aslında bir otoriteye ihtiyaç duyduğunu ve bu otoritenin, onların özgürlüğünü kısıtlamasına izin verdiklerini anlamlandırmasını sağlıyor.
"İnsanların çoğunluğu zayıftır ve korkaktır, özgürlükten korkarlar ve doğruyu bilmemek istedikleri için, alguien'nın onları güçlü bir şekilde kontrol etmesi ve onları aldatması gerekir."
Kitabı okuduktan sonra, uzun süre beni rahatsız eden bir duygu kaldı. Kitabın 'totaliterlik' özelliklerinin bazılarının aslında bizim dünyada da var olduğunu fark ettim. Örneğin, Okeanya'da 24/7 boyunca partililer için kamera, televizyonda yer alıyordu. Yani, insanların da özel hayatları yokmuş gibi...
Şu anki durumumuza baktığımızda, gps'den farklı olarak nasıl bir kontrol olduğunu görebiliyoruz? İnternet ve televizyon gibi araçlar, bilgiyi manipüle ederken, insanların kontrolüne geçiyor. Ancak, Okeanya'nın anlatıldığı dünyaya göre, biz hâlâ çok uzakız.
Sonuç
'1984' kitabını okuduktan sonra, 'herkes için' değil, 'bazı kimseler için' olan bir kitap olarak tanımlarım. Kitap, insanları düşünmeye zorlayan bir eser. Her bir cümlesini düşünmek, bir düşünce sürecine sokmanızı sağlayan bir kitap. Onun için, bu kitabın bir anti-utopist eser olduğunu düşünüyorum. Kitap, insanın kişiliğini, özgürlüğünü ve düşüncesini yok etmesi için bir yöntem sunuyor, ama aynı zamanda insanın bu yöntemlere karşı nasıl direneceğini de gösteriyor.
Benim görüşüme göre, bu kitap, özgürlükten ve insan haklarından yana olan herkese, mutlaka okunması gereken bir eser.